Hoş geldiniz
Gezinti Bağlantılarını Atla
Anasayfa |
İletişim
Gezinti Bağlantılarını Atla
 Anasayfa
 Yayınlar
 Foto Galeri
 Bağlantılar
 Uygarlık Uygarlık genişlet
 Tarihöncesi
 Tarih Tarih genişlet
 Arkeoloji Arkeoloji genişlet
 Araştırma Araştırma genişlet
 Arkeometri
 Otobiyografi
 Ziyaretçi Defteri
 İletişim
 Edebiyat Edebiyat genişlet
 Hakkımızda
Avrasya
Çindeki Doğu Türkistanlılar

2001 Yılı Pekin'den Moğolistan'a geçişimizde gözlemlerim

Doğu Türkistan ve Pekindeki Doğu Türkistanlılar

A.Zeki Velidi Togan’ın, Bugünkü Türkili Türkistan ve Yakın Tarihi,Enderun,İstanbul 1981’de Batı ve Doğu Türkistan’la ilgili geniş bilgi bulunmaktadır. Burada Batı Türkistan’ın 5.340.066 km2.lik bir yüzölçümü verilirken,Doğu Türkistan’ın 1.503.653 km2lik bir yüzölçümü verilmektedir. Görüldüğü gibi Batı Türkistan Türkiye’nin yaklaşık 7 Doğu Türkistan 2 katı büyüklüğünde bir coğrafyaya sahiptir.

Bizim neslimiz Doğu Türkistan’ı İstanbul’daki Doğu Türkistan Deneğinin yayın organı “Doğu Türkistan Dergisi” ve Doğu Türkistan lideri Rahmetli İsa Yusuf Alptekin’in bazı ders ve konferanslarda anlattıklarından öğrendik. Rahmetli,  Mehmet Saray hocanın Edebiyat Fakültesine anfilerinden birine getirdiği bir derste H.Nihal Atsız,” Türkistan’ı gören biri değil ama oraları görmüş gibi romanlarına aksettirmiş” demişti. Hakikaten, ilk okul yıllarımdan itibaren okuduğum Atsız Hoca’nın kitapları kafamda öylesine yer etmişti ki, 2001, 2003 ve 2006 yıllarında önce Moğolistan Bilge Kağan Kompleksi Kazılarım ve sonra kısa süreli Kırgızistan ve Kazakistan gezilerimde  bu coğrafyayı onun romanlarıyla yaşadım. Kimi zaman Orhun ufuklarında gördüğüm bir atlıyı yüzbaşı Yağmur olarak gördüm, kimi zaman Orhun Şelalesine giderken tarihi Ötüken yollarında kuzularını yerden kapıp at koşturan kızları Işbara Han’ın kızı Almıla olarak tasavvur ettim.

Gidiş geliş yolumuz Çin’den geçmişti; Pekin sokaklarında Onbaşı Üçoğul’u aradım. Nihayet, 2003 yılı Moğolistan’dan Bilgekağan Hazinesi  Restarasyon  çalışmaları ile ilgili bir çalışmamdan dönerken aradığım Üçoğul’u buldum.  Ona zarar gelmesin diye gerçek adını vermek istemediğim Üçoğul’a dedim ki Pekin Üniversitesi’nden Doğu Türkistanlı hocalarla görüşmek istediğimi söyledim. Yabancılar şubesine dilekçe vermem gerektiğini izinle görüşebileceğimi söyledi. Kısa bir sürede bu mümkün değildi. Uygurların yayın evine gittim. Beni çok güzel karşıladılar. Uygurca Dede Korkut’u yayınlamışlar ve B.Ögel hocanın Türk Mitolojisinin yayın hazırlıkları sürüyordu. Sırada Aziz Nesin’in “Neden Deli Olmak İstedim” kitabı vardı. Ben de onlara Türk-Çin ilişkileri ve sizin hayatınızı vermesi bakımından, Atsız Hocanın Bozkurtlar yayınlanabilir mi? Diye, sordum. Üçoğul, dedi ki “hocam böyle bir şey yapılsa bizleri yaşatmazlar” demişti. O sırada “dünya değişiyor, Çin değişiyor, Üçoğul abartıyor” diye düşünmüştüm. Ama Doğu Türkistan’da şu yaşananları gördükten sonra, abartı yok meğer ne kadar da gerçekmiş.

                Üçoğul’la daha sonra bir Türk ailesini ziyaret ettik. Aynı Anadolu’dan bir aile idi Pekin içinde. Bana Urumçiden gelen kayısı, dut, şeftali, armut, elma ve ceviz kuruları ikram etiler. Hepsi özel konukları için saklanan Doğu Türkistan üretimi idi. Sonraki gün de Doğu Türkistan lokantasına gittik. Soydaşlarımızın Nankebap ve Zırhkebap dedikleri biraz baharatı bol olsa da bizim şiş ve urfa kebaplarını yedik. Kendimize gurbet gördüğümüz bu Pekin sokaklarında bize ait bir yer bulmuştuk. Üniversiteden Müslüman Uygurlardan kimse gelememişti, ancak bu yemeğimize Budist Sarı Uygurlardan bir bilim adamı katıldı. Türkçesinde o kadar unutup gittiğimiz kelimelerimiz vardı ki. Bizim dilimizdeki Farsça ve Arapça etkileri yoktu. Ancak Budist oldukları için onlarda da Tibetçe ve Çince etkileri vardı. Dedim ki” Sizde olanla bizde olan kelimeleri değişelim” diye takılınca “ne iyi olur” diye karşılık verdi. Sarı Uygurların doktora yapmış tek bilim adamı idi. İsmini söylemekten çekindiğim değerli dostum bana kitabını “menig Uzaqtaqi nöker Hasan Bahar gara” diye imzalamıştı. Bu imza beni çok derinden etkiledi, zira bu sözü  Mondros Mütarekesi sonrası “Alısdağı bavrıma(uzaktaki Gardaşıma)” şiirini Anadolu Türkleri için yazan Kazak şair Magcan Cumabay’ın dizelerini aklıma getirdi. Bildiğiniz gibi Mağcan bu dizellerinde İşgal altındaki Türkiye’deki kardeşlerine kafeste kapalı kanadı kırık bir kuş gibi olduğundan yardım edememe duygusu ile için için ağlıyor ve gardaşlarını  Altay Ana’nın eteklerine çağırıyordu. Sonuçta yine Mağcan gibi Altaylardan gelen bir nöker gardaşla beraberdik. Bir gün sonra Üçoğulla Çin Seddini gezdik. Ama Üçoğul, Badaling Tepesindeki gezimizde Çinli tercümanın turistlere, “Bu duvar Barbarlara karşı yapıldı” açıklamasına kızıyor ve sesini yükselterek “O Hunlar atalarımız barbar değil” diye itiraz ediyordu. Ama ben, tarihteki Üçoğul’un akibetini bildiğim için Onu durdurmaya çalışıyordum.

                Evet, dün Kerkük’te, önceki gün Karabağ’da ve bugün Urumçi’de insanlarımızı kaybediyoruz. Dostlarıma zarar gelir diye bu satırları yazıp yazmamakta tereddüt ettim. Ancak biz başkaları  gibi yazan, belgeleyen bir toplum değiliz. Başka milletler pireyi deve yaparken bizler ise uzaktaki kardeşlerimizi unutmak istemedim. Orada Urumçi’de ve de Pekin’de bizim kardeşlerimi var . Milyarlık Çin’in içinde erimeme mücadelesi veriyorlar. Konuştuğum her birisinin en büyük arzuları hayatlarında bir kez Türkiye’yi görebilmek. Onları bilmek düşünmek de yetmiyor ve onlarla ilgili bir şey ler yazmak da görev olmalı. Bu nedenle bu satırları sizlerle paylaşma ihtiyacı hissettim. Şu anda haberler öldürülen Doğu Türkistanlının 150 diyor ama 500-1000 arasında da olabileceğini söyleyenler var. Allah Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin şehitlerine rahmet ve kalanlara sabır versin.

  Hasan Bahar 07.07.2009

19.12.2009
Gezinti Bağlantılarını Atla
Anasayfa
|Yayınlar
|İletişim
|Hakkımızda
www.anadoluweb.com