Tarihî çağlar, bilindiği gibi yazıyla başlar. Yazı, dünyanın çeşitli bölgelerinde değişik zamanlarda ortaya çıkmış ve farklı biçimlerde kullanılmıştır.
Mezopotamya’da M.Ö. 3500- 3000 yıllarında Çivi yazısı icat edilip, kullanılabilinir bir hale getirilmişti. Bilim insanları tarafından genellikle bu dönem tarihin başlangıcı olarak kabul edilir.
Günümüz tarihçileri olayları daha iyi anlayıp, yorumlayabilmek için; insanlık tarihini kendi içinde Eskiçağ, Ortaçağ, Yeni ve Yakınçağ gibi farklı bölümlere ayırmışlardır. Bu ayrımda esas alınan bölge, daha çok Büyük İskender ve Roma imparatorluğu’nun oturduğu alan olan, Avrupa merkezli Akdeniz ve Orta Doğu coğrafyasıdır.
Bu coğrafya; Eski çağlarda bilinen dünyanın merkezi idi. Bu yüzden Antik Grek ve Roma tarihçileri detaylı bir şekilde bu coğrafyadan söz etmişlerdir. Rönesansla birlikte, antik tarihçileri yakından tanıma imkânı bulan Avrupalılar için de, Eskiçağ araştırmalarında bu bölge önemli bir yer tutar.
20. Yüzyılın başlarında, Mezopotamya gibi ortaya çıkarılan yeni uygarlık merkezlerinin, bilinen Eskiçağ dünyasına eklenmesiyle, bir ölçüde Eskiçağ tarihinin sınırları daha doğuya doğru genişletilmiştir.
Ancak yine de, Eskiçağ tarihinin yaşandığı dünyanın sınırları; hâlâ batıda İngiltere’den, doğuda Hindistan’a kadar olan alan algılanmaktadır. Bu coğrafyada görülen Eskiçağ’ın başlangıcı M.Ö. 3000 yılları; bitişi ise, M.S. 375 civarıdır.
Eskiçağ’ın başlangıç tarihi hakkında büyük bir görüş ayrılığı yoktur. Fakat bitiş tarihi ile ilgili farklı görüşler vardır.
Bu görüşlerden bazılar;
325 yılında İznik’te toplanan ilk Hristiyan Ökumenik Konsili,
330 yılında Konstantinos tarafından İstanbul’un Roma’nın başkenti olarak ilan edilişi,
375 tarihinde Hunların Karadeniz’in kuzeyinden Avrupa’ya akınları ve önlerindeki kavimleri sürüklemeleriyle ortaya çıkan “Kavimler Göçü”,
395 yılında, İmparator I. Theodisus’un oğullarına vasiyetiyle Roma’yı, Doğu ve Batı olarak bırakarak imparatorluğun bir daha birleşmemek üzere ayrılması,
476 yılında Batı Roma’nın yıkılışı.
Bu tarihler, Roma imparatorluğundaki köklü değişiklerin olduğu tarihlerdir. Kimi tarihçiler; Doğu Roma’nın eski Roma geleneklerinden ayrılıp, daha doğulu ve Hıristiyan bir karaktere büründüğü 7. yüzyılı, Eskiçağ’dan Ortaçağ’a bir geçiş dönemi olarak kabul etmektedirler.
Kuşkusuz, günümüz uygarlığına katkısı bakımından, Akdeniz coğrafyası çok önemli bir bölgedir. Fakat günümüzde dünya coğrafyasının daha çok tanınmasıyla tarih araştırmalarının sınırları da genişlemiştir. Bu nedenle, önceleri Akdeniz coğrafyası ile sınırlı kalan Eskiçağ tarihçiliğinin ilgi alanı, dünyanın diğer bölgelerini de içine almaktadır. Bu anlayışla, Akdeniz coğrafyasıyla birlikte, diğer bölgelerin erken uygarlıklarını dikkate almaya çalışacağız.